Unutulmaz bir roman, eşsiz bir müze ve etkileyici bir film

04 Nisan 2016

Hayallerden kurulu bir müze olur mu? Sahibi Nobel Edebiyat Ödüllü dünya çapında bir yazarsa olur. Masumiyet Müzesi, yalnızca bir edebiyat şaheseri değil aynı zamanda yedinci sanatı da besleyen hayal ürünü ama gerçek bir müze.

HATIRALARIN MASUMİYETİ
Orhan Pamuk’un Müzesi & İstanbul

“Aşk hikayesinin içinde kaybolacağınız dokunaklı ve çarpıcı bir yolculuk”
INDIEWIRE

“Yazarın ve karakterlerin iç içe geçtiği büyüleyici bir yapım”  
THE GUARDIAN

“Sizi içine alan bir aşk hikayesi ve muhteşem bir şehrin tarihi”
VARIETY

Hayallerden kurulu bir müze olur mu? Sahibi Nobel Edebiyat Ödüllü dünya çapında bir yazarsa olur. Masumiyet Müzesi, yalnızca bir edebiyat şaheseri değil aynı zamanda yedinci sanatı da besleyen hayal ürünü ama gerçek bir müze.

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk, 2012’de İstanbul’da, 2008 yılında yayınladığı Masumiyet Müzesi romanı ile aynı adı taşıyan bir müze açar. Müzenin içindeki eşyalar, romana konu olan ve 1970’lerin İstanbulu’nda yaşanmış talihsiz bir aşkın izlerini taşımaktadır… Orhan Pamuk’un İstanbul’da açtığı, kurmaca ile gerçeği buluşturduğu Masumiyet Müzesi’nde Kemal’in Füsun’a duyduğu aşkın izlerini takip ediyoruz. Pamuk’un pek çok romanında bir karakter gibi karşımıza çıkan İstanbul da bu yolculuğun önemli bir kahramanı.

Grant Gee’nin “Hatıraların Masumiyeti”nde ise gizemi, sokak köpekleri, dolambaçlı sokaklarda ilerleyen taksileri, geceye ait insanları, Boğaz’ı ve tüm mazisi ile İstanbul eşliğinde Füsun ve Kemal’in aşkına, Türkiye’nin yakın tarihine ve Orhan Pamuk’un kişisel hikayesine tanıklık ediyoruz. Türkiye’nin iki yaşayan efsanesi Türkan Şoray ve Ara Güler de filmde kendi İstanbullarını bizimle paylaşıyor. Belgesel, Orhan Pamuk’un anlattığı gibi bu şehrin bize verdiği hüznü taşıyan tüm hayat hikayelerine ve yakın dönem Türkiyesi’ne tarifsiz, gizemli ancak bir o kadar da tanıdık bir yolculuk. “Hatıraların Masumiyeti” filmi, eşyalardan hareketle şehrin büyülü kimyası, manzaraları ve aşk hikayeleri arasında bizi eşsiz bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuk temelde aşk, zaman, hatıralar, kayıplar ve hepsine ev sahipliği yapan güzel şehir İstanbul hakkındadır.

Roman, 1975 ile 1984 yılları arasında İstanbul’da, varlıklı iş adamı Kemal ve onun uzak akrabası, yoksul Füsun’un arasındaki unutulmaz ve talihsiz aşkı anlatıyor. Masumiyet Müzesi ise bu unutulmaz aşka ve İstanbul’daki gündelik hayatın izlerine tanıklık ettiğimiz, kelimelerin eşyalara dönüştüğü bir yer.

Tarihçi ve sanat eleştirmeni Simon Schama, Masumiyet Müzesi’nin önemini, ”Dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri olmayan, en güçlü, en insani ve etkileyici çağdaş sanat yapıtı” sözleri ile dile getiriyor. “Hatıraların Masumiyeti” filmi ile zamanımızın başarılı ve yaratıcı belgesel yönetmenlerinden Grant Gee, sinema sanatının gücünü hafızada yer bırakacak görüntülerle, hayaller, anlam arayışı ve kolektif hafızanın yer aldığı kaynaklara götürüyor. Bizi, adeta başımızı döndürerek edebiyattan, görsel sanatlara uzanarak eşsiz bir zaman yolculuğunda aşkın derinliklerindeki anlamları aramaya ve belki en çok da kendi tarihimizi bulmaya davet ediyor.

Orhan Pamuk, bu filmden yola çıkarak hazırladığı “Hatıraların Masumiyeti” adlı kitabında, film için yazdığı metinleri, konuşmaları ve filmden seçilmiş kareleri bir araya getiriyor. Pamuk, “Hatıraların Masumiyeti” kitabında filmin senaryosunun yanı sıra, yazar ve arkadaşı Emre Ayvaz’ın film için kendisiyle gerçekleştirdiği söyleşinin “Roman, Müze, Film” adlı özgün bir anlatıya dönüştürdüğü metnini de ekledi. Kitapta ayrıca Orhan Pamuk’un ve Grant Gee’nin (filmden) seçtiği görüntüler de yer alıyor.

Kitabın son bölümünü oluşturan ve filmin İstanbul’daki ilk gösterimi onuruna Pamuk ve Gee’nin yaptığı halka açık söyleşi ise edebiyat ve sinemanın meydana getirilme süreçlerinden hayatlarımızın benzerliğine, edebiyat kadar sinema meraklılarına da sesleniyor.

Görseller